Bu yazı ve öteki yazıların kaynağı→

https://kavramsalmakaleler.net.tr

SAĞLIĞIMIZI KAPİTALİZM MASKESİYLE BOZUŞA ÇALIŞAN DIŞ DÜŞMANLAR VE EKONOMİK “DÜZEN”

Dış düşmanlar; her türlü içecek, yiyecek,giyim,konut içi eşya/malzeme, temizlik, sağlık malzemesi ile milletimizi madden yavaş yavaş zehirletmeye(ağa düşürtmeye) çalışmasınlar. Orijinal ve nitelikli mal bulmak gün geçtikçe zorlaşmasın. Devletimiz bu durumu doğrultmalıdır, önlem almalıdır.

Yapılan bir çok konuta; hem batı biçimi, hem de Türk biçimi tuvalet konulmuyor, konulmalıdır. İnsanlar yalnızca batı biçimi tuvalet kullanmaya zorlanmasın. Birçok konutta; tuvalet,banyo ve mutfak su gideri tesisatından lağım kokusu gelmesin. Binaların yapım aşamasında, projeye buna karşın önlem konulsun. Örneğin bu kanalizasyon tesisatına, direnç konulmalıdır, valf(sübap) konulmalıdır. Bazı konut projelerinde, komşuların tuvalet-banyo havalandırma pencereleri karşılıklı oluyor(Ses geçsin diye öyle yapılmasın). Bunlar, engellenmelidir. Doğrultulmalıdır.

Türkiye’de ciddi tıbbi rahatsızlık yaşayanların oranı, 1980’deki milli ekonomiden kapitalizme geçiş darbesinden sonra 5-10 kat arttı. 1980’den önce Türkiye’de kapitalizm yoktu. Milli ekonomi, yani karma ekonomi vardı. Geniş çaplı sanayi ve işletmeler, devlete yani millete aitti. Piyasada dolar yoktu, yasaktı. Ve maddi karşılığı olmayan kağıttan oluşan dolara tenezzül yoktu. İthalat sınırsız serbest değildi. Kapitalizm öncesi paramız değerliydi. 1976’lı yıllara kadar, bir memurun aldığı maaşı harcaya harcaya bitiremediği oluyordu. Çünkü milletin ürettiği mal ve hizmetin karşılığı olan Türk parası, millete geri dönüyordu. Milletin çoğu planlı olarak yoksul bırakılmasaydı ve “milleti yokluktan kurtaracağız” bahanesiyle kapitalizme(serbest piyasa ekonomisine) geçiş yapılmasaydı. Şimdiki gibi dış borca-faiz ödemeye dayalı , sömürgeci para düzeni yoktu. Şimdi ise, dış düşmanlar karşılıksız para basıyor, bize faizle borç veriyorlar. Devletimizin toplam borcu trilyon dolara yaklaşıyor. Günümüzde birkaç adet kalmış bulunan bağımsız müslüman ülke, çağa uygun milli(millete ait) ekonomik düzen vesilesiyle bağımsız ve ayaktalar. Bu ülkelerde geniş çaplı sanayi ve işletmeler yarı resmi vakıflara ait. Yani bu kurumlar çiftlik gibi değil. Ülkemize, dış odaklı sermaye, 10-15 saatte ürettiği bir bilgisayarı, 2000 dolara satıyor. Asgari ücret alan işçimizin bir aylık çalışmasının karşılığı olan aylık geliri, yaklaşık 400 dolara karşılık geliyor. Milyon dolara ithal ettiğimiz bir elektronik cihazı alabilmek için yüzlerce tır dolusu tarım ürünü ihraç etmemiz gerekmesin. Her türlü cihazının, makinesinin çoğunu kendisi üreten bağımsız müslüman ülke de var. Olması gereken; milli ekonomiyi de aşarak adaleti gerçekleştirecek olan İslami ekonomik düzendir(Yani Kuran’ın “aslında” açıklanan hükümlere dayanan düzen). Günümüzde ekonomik düzenin nasıl olması gerektiği ile ilgili üniversitelerde ara-ştırma, sor-gulama yapılmasına olur(izin) verilmediğini duydum. Eski çağlarda altın ile alışveriş yapılıyordu. ”Karşılıksız para” diye bir şey yoktu. Paranın icadı ile karşılıksız para(sömürü) dönemine geçildi. Birebir altın karşılığı garanti edilecek milli altınpara birimlerine, dünya genelindeki devletler geçse, böyle sömürü-haksız kazanç ortadan kalkacak. Örneğin “1 altınpara birimi” gibi para birimleri yani(Belli bir gramajdaki saf altına karşılık gelecek). Altına dayalı para birimine karşı görüşler de var. Aralarında karşılıklı olarak; “milli para takas antlaşması” yapan devletler var.

***Şu anki durumumuzda ; sermayenin, borsanın, fabrikaların, bankaların, geniş çaplı/küçük işletmelerin,iletişim sektörünün, basının,... çoğu dış düşmanların denetiminde olmasaydı. Artık ülkeleri silahla işgal etmeye çalışmaktansa, yoz kültür yaymacılığı,... ile zihinleri işgal etmeye çalışıyorlar.(Basın-yayınla,...). Bağımsız ülke olalım.
Basın yayında örneğin falan bitkisel “hap”, falan fayda verir diye sürekli al-datıcı reklam(tanıtım,özendirme) yapmaya çalışmasınlar. Reklamlarda, “çocuklara falan faydası var” diye fabrikasyon gıdaları yaymaya çalışmasınlar. ”Doğal, bitkisel,ekolojik, organik” sözcükleriyle al-datışa çalışmasınlar, fabrikasyon şeyler “yedirip,içirmeye” çalışmasınlar.

Başta tv,internet olmak üzere, basın-yayının geneli, kapitalizmin çeşitli ağlarına çağrı aracı olarak kullanılmaya çalışılmasın.

Çıkarılmış yasalarla, dış düşmanların programladığı GDO’lu(Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı) gıdaları yedirmeye çalışmasınlar. Yediğimizi denetlemeye çalışmasınlar, yaşamımızı denetlemeye çalışmasınlar. Doğal-arı gıda üretimine dönüş olsun. Sadece bu GDO’lu gıdalardan dolayı bile hastalıklar ve ölümler artmasın. Tek kurşun atmadan Türk milletini bitirmeye çalışmasınlar. Uyanalım, önlemlerimizi alalım. Pazarlarda hala doğal-arı sebze-meyve %1 var. Gözümüzle ay-ırt edişi öğrenelim.

En çok hava,su,tahıl ürünleri kullandığımız için başta bunları bozmasınlar, bizi ağlara bağlayışa çalışmasınlar. İçme suyu ve unlu mamuller üzerinde sinsi al-datışlar dönmesin. Birçok ekmeğin içeriği uyku vermesin, uyuşturmaya çalışmasın. Olanağı olan ekmek yerine, doğal-arı bulgur veya dokunmuyorsa ara sıra pirinç pilavı yiyebilir. Bir kimya hocamızın söylediğine göre, esasında, "GDO'lu" ekmekte gluten %35 fazla oluyormuş. Doğal-temiz buğday kullanılsın. Sözde ”doğal kaynak suyu” diye insanları kötü sularla yavaş yavaş zehirlemeye çalışmasınlar. İnsanların evlerine pazarlamacılık kılıfıyla girip “yavaş yavaş zehirleyici” su arıtma cihazı satmaya, şüpheli kimyasallı duş başlığı filtresi kullandırtmaya çalışmasınlar. Şüpheli kimyasallı ev temizliği robotu satanlar olmasın. Uyanalım.

Ayrıca,evden dışarıya çıktığımızda pet şişelerde değil, cam şişelerde doğal-temiz su satın alıp içmek gerek. Ya da küçük cam şişede suyumuzu yanımızda taşıyabiliriz. Çünkü sürekli plastik pet şişe kullanılmayışı gerektiği, sağlığa zararlı olduğu biliniyor.

MEYVE VE SEBZENİN DOĞALINI AY-IRT ETMEK İÇİN: Meyvelerin ve sebzelerin, üzerlerindeki zirai ilaç kalıntılarından dolayı tam yıkanmaları gerekiyor. Kabuklarının mümkünse soyulması gerekiyor. Ayrıca normalinden iri olmaması gerekiyor. Normalinden iri olanlar, hormonlu yani zararlı oluyor. Aşırı iri olanlar baştan gözle ele-nebilir. Küçükler yana ayrılmış olmasın! Asıl ay-ırt edişi gözümüzle yapalım. Doğal-arı olanını arayalım; fabrikasyon görünümlü-parlak-aşırı ilaç kalıntılı! olanı değil. Fabrikasyon meyveler ve sebzeler, normalinden iri ve sapı-gövdesi lastik gibi oluyor(Sıkınca/esnetince kolay kırılmıyorlar-patlamıyorlar). Kırılgan yani çıtır olmaları, sıkınca/esnetince kolay patlayışa eğilimli olmaları gerekiyor. Satın alırken yalnız sapını patlatabiliriz. Satın alırken gövdesini patlatmayalım.Arada bir içlerinden böcek çıkışı, ilaçlı olmayabileceğini gösterir. Doğal-arı sebze-meyve, pazarda erken saatlerde %1 oranında oluyor. Öğleye kadar çoğu satılmış oluyor. Boylamasına uzanan semt pazarlarında, yan sokaklara uzantı biçiminde ürün sergileyen esnaflar da oluyor. Bunların da içlerinde üreticiler/köylüler var. Pazarların bu yan sokaklarına sergi açan esnafın ürünlerini de inceleyelim. Onlar da kazansın, diğerleri de.

Doğal-arı(temiz) sebzeleri ve portakal başta olmak üzere, C vitaminli doğal-arı meyveleri yemek, kanser hücrelerini öldürüyor. Genel şifa/panzehir/antivirüs oluyor. Araştırabilirsiniz siz de. Yalnız, hormonlu, yani aşırı iri meyve olmasın.

CES-ET YEMEYELİM, VEGAN OLALIM !
Bazı akademisyenler, vegan(bitkisel) çerçevede beslenimin, gerçek sağlıklı beslenim düzeni olduğunu söylüyorlar.

***Hakiki doğal-arı kaynak suyu içmek ve doğal sebze-meyve-bakliyat-bulgur/pirinç pilavı çerçevesinde beslenmekle çok kilo vermek olanaklı. Doğal-arı bitkisel çerçevede beslenim, birçok rahatsızlıktan kurtuluşa araç oluyor. “Hayvan”sal ve fabrikasyon sözde besinlerden ay-rılalım. Sabah kalkınca, kahvaltıdan önce; 2 bardak doğal-arı(temiz) su içelim ve kahvaltıda 1-2 porsiyon doğal-arı sebze-meyve-kuruyemiş yiyelim. Kabızlığı engelliyor, bağırsakları temizliyor ve seri çalıştırıyor.

Tavuk çiftliklerinin pis kokusundan yanlarına yaklaşılmıyor. Hayvan ürünlerinden ve ces-et parçalarından artık tiksiniyorum. Çoğu insan bir hayvana dokunmaktan bile çekinir, hayvandan alınmış sözde besinler yenmesin. Milleti; en çok gdo'lular-hormonlular gibi fabrikasyon sözde besinler ve “hayvan”sal sözde besinler rahatsız etmesin, kilo aldırmasın. Doğal-temiz vegan(bitkisel) çerçevede beslenim ise tam zıddını yapıyor. Kilo verdiriyor.

Mutfaklık plastik su kaynatıcılarla ve teflon adlı kimyasal kaplı tava-tencere-tost makinalarıyla miletimizi yavaş yavaş zehirlemeye çalışmasınlar. Paslanmaz çelik ve cam dışındaki bütün kapları kullanmayalım, zamanla yüzeyleri çizilerek, hammadesi yiyeceklerimize karışmasın.

AL-DATIŞ İLE İNSANLARIMIZIN ÇOĞUNDA İŞİTME VE GÖRME BOZUKLUKLARI OLUŞTURULMAYA ÇALIŞILMAKTADIR. BUNUN İVEDİLİKLE ENGELLENMESİ GEREKMEKTEDİR:

Türkiye genelinde düğünlerin ve müzikli toplantıların hemen hemen hepsinde bilerek ayarlanan çok yüksek ses seviyesinden dolayı insanlarımızın çoğu kısmı işitme kayıplı yapılmasaydı. Ve bu oranın hızla artmayışı gerek. Böyle toplantılarda ses cihazlarını ayarlayanlar bilerek ses düzeyini çok yüksek ayarlamasınlar. Ayrıca, 100 kişinin eğlendiği bir açık hava mahalle düğününde çevredeki 10 bin kişi rahatsız edilmesin. Polis merkezleri ve zabıtalar bu yüksek ses uygulamasına izin vermesin, doğru ve hak mıdır? Örneğin ABD gibi ülkelerde düğünlerde ses, nazik seviyede tutuluyormuş. Günlük sosyal hayatta insanlar birbiriyle konuşurken, söylenenleri sık sık duymaz olmasalardı. Orta yaşlı insanlarda bile işitme cihazı kullanım oranları hızla artmasaydı. Önlem alınmalıdır. Öyle gürültülü yerlere gitmeyelim.

Sinema salonlarında, "karanlıkta izlettirilen" 2 veya 3 boyutlu filmlerle insanlarımızın çoğu kısmında astigmat(yayık görme,şaşı görme,otomatik odaklanma işlevinde bozukluk),...vb. biçiminde görme bozuklukları oluşturulmasaydı. Sinema salonunda film izlenmesin veya evde karanlıkta tv izlenmesin, görüntü parlaklığı sık sık sert değişimler göstermektedir. Bundan dolayı göz bebeğinin çapının ve gözün merceğinin konumunun otomatik ayarlanmasını sağlayan düzenek yorulmasın ve sağlığında hakiki yitimler olmasın. Göz bebeği bir karanlık, bir aydınlık olan görüntüleri izlemesin, aşırı ve uzun süreli olarak zorlanmasın. Ve karanlıkta izlenilen görüntüden çok altyazıya odaklanmak ta, otomatik odaklanmayı bozmasın. Ayrıca, 3 boyutlu gözlüklü sinemalarda filmler izlenmesin ve 3 boyutlu gözlüklü televizyonlarda görüntüler izlenmesin, başka türde göz sağlığı bozuklukları yapmasın. Karanlıkta/aydınlıkta film izlemeyelim.



*Anlattığım biçimde, göz bozma düzenekleri olarak tasarlanmış ve sömürgeci batı kültürünün ürünü olan sinema salonlarının tamamı yasaklanmalıdır, kapatılmalıdır. Ayrıca evde karanlıkta tv izlememek gerektiği, görme bozukluğu yapmayışı konusunda halkımız bilinçlendirilmelidir. Evine tv koymayan insanlar var.



Sonuç olarak: Devletimizin ve milletimizin henüz ay-ırt edemediği komplolar(gizli kapanlar) ve yıkım yaşatılmaya çalışılmasın. Düğünlerdeki ve müzikli toplantılardaki sesin desibel olarak sınırlanmasıyla ilgili mevcut düzenleme uygulansın veya yetersiz bölümleri doğrultulsun. Ayrıca halkımız, yukarıda açıklandığı biçimde görme ve işitme kayıplı yapılmasın ki, ülkemizde trafik kazalarının sayısı çok yüksek olmasın. Bu konu da vurgulanmalıdır.

Çözüm önerileri:

*Tüm Türkiye’de düğünlerde ve müzikli toplantılarda yüksek ses uygulaması , hükümet tarafından mevzuatta değişiklikler yapılarak acilen engellenmelidir. Bu konuda konulacak yasaklara uymayacak ilgililere ciddi yaptırımlar konulmalıdır. Nazik düzeyde ses uygulanması sağlanmalıdır. Açık havada, sokaklarda düğün yapılmasına olur verilmemelidir. Israrla düğün yapmak isteyenler, düğün salonlarında yapsınlar düğünleri. Çevreyi rahatsız etmesinler. İnsanlar ya müzikli düğüne gitmesinler ya da kulaklarını peçeteden yapılacak tıkaç ile tıkasınlar. Temiz-kötü kokmayan ekonomik 1 peçeteyi düzgün bir şekilde ortadan ikiye böl. Kare şeklinde katlayarak toparla. Daha sonra kurşun şekline sokmak için mantı büzer gibi dört köşesini bir araya topla. Kulağına rahat girmesi için tıkacı temiz suyla ıslatarak ve sıkıştırarak-suyunu çıkararak kurşun şekline sok. Tıkaçlar çok ıslak kalmasın. Bundan ikinci kulağın için de yap. Tıkaçları kulaklarını iyice kapatacak şekilde yerleştir, fakat işin bittikten sonra geri çıkarabilmek için tutulabilecek bir çıkıntı kalsın. Tıkaç içeri fazla kaçmasın. Göreceksin ki gürültünün çoğu kesilebilir.

*Yukarıda açıklanan bu konularla ilgili olarak, çocuklar ve gençler okullarda, halkımızın tüm kesimi de tv’lerde yayınlanacak olan kamu spotlarıyla bilinçlendirilmelidir.



TÜRK HALKINI EZ-İYET AYAKKABI VE TERLİKLERLE ORTOPEDİK ENGELLİ YAPMAYA ÇALIŞANLAR ÇOĞALMASIN ÜRETİM KESİMİNDE:
Topuğumuzun bastığı taban kısmı yüksek bükümlü(kavisli) olan ayakkabı ve terliklerle halkımızda topuk dikeni hastalığını yaygınlaştırmak istemesinler(Topuğumuzun bastığı yer, düze yakın seviyede olması gerekiyor). Bundan dolayı topuk dikeni rahatsızlığı yaşayan insanlar, nitelikli ortopedik ürün satan firmalardan, silikon topukluk aldıklarında, ayakkabılarının topuk bölümünde kullandıklarında, iyileşebiliyorlar. Ayrıca üreticiler, yüksek-ince topuklu ayakkabılarla bayanları hasta etmeye çalışmasınlar. Ayrıca basma yüzeyi rahat olmayan diğer ayakkabı ve terliklerle de halkımızı hasta etmeye çalışmasınlar. Topuk ezilmesi hastalığını da yaygınlaştırmaya çalışmasınlar. Sahte-taklit ayakkabıları yaymaya çalışmasınlar. Meşhur bazı markaları kalitesiz ayakkabılar üzerine basıp, yüksek fiyatla üretenler çok olmasın. Artık birçok meşhur ayakkabı mağazası, sahte ayakkabıları orijinal diye yüksek fiyatla satmaya çalışmasın. Durum eskisi gibi değil. ***Spor ayakkabısının sahte olduğu; altına bakıldığına plastiğinin, ucuz ayakkabı gibi kalitesiz görünmesinden anlaşılıyor. Sözde derisi de vinileks olduğu için vinileks olduğu belli oluyor. Millet bunlara tenezzül etmezse gelecekte orijinal ayakkabı satanlar artar inşallah. Ayakkabı ve terlik satıcılarının eziyet malları üreticiden almayışı gerek, iyilerini bulup satmaları gerek. Avrupada bile durum bizdeki gibiymiş.

---------------

Bazı kurumlar "engellilere araba alacağız, yardım yapacağız" gerekçesiyle, su damacanalarının plastik kapaklarını vatandaştan toplamasınlar. Damacana plastik kapaklarının bir maddi değeri yok.Hedef, iyilik yapılıyormuş gibi gösterip damacanaları kapaksız bırakmak olmasın. Böylece damacanaları, toz ve mikrop yuvası yapmaya çalışmasınlar. Hastalık yaymaya çalışmasınlar. Engellilere neden başka yoldan yardım toplanmıyor? Lütfen damacana kapaklarını, damacanayı kapatmak için kullanalım. Çevremizi internette,... uyandıralım.

Termik enerji santrallerini, nükleer enerji santrallerini yayarak, çevreyi tehlikeye atmasınlar. Bunlara toplu tepki gösterilmelidir. Yüksek tasaruflu LED ampul ve LED lambalar gibi yüksek tasarruflu lambalar dışında diğer ışık kaynaklarının satışı yasaklansa, enerji yetmezliği sorunu kökünden çözülür. Ve de kaçak elektriğe göz yumulmaktan geri dönülmelidir. Türkiye’nin çoğu bölgesinde kaçak elektriğe göz yumulmasın. Kaçak elektriği; elektriği pazarlayan elektrik dağıtım şirketleri sözde denetlemekten vazgeçsin. Kaçak elektrik denetimi, eskisi gibi, kolluk kuvvetleri tarafından yapılmalıdır. Böylece, termik ve nükleer santrallere gerek kalmaz. Hem de insanlar, LED lambaları 1 yıl değil , 3-5 yıl kullanırlar.



Hammaddesini yabancı dilde adlandırarak %100 naylon olan giysilerin naylon olduğunu gizlemeye çalışmasınlar. Yani “naylon” sözcüğü yerine yabancı kökenli başka adlar kullanmasınlar. Naylon en ucuz kumaş malzemelerindendir. Örneğin %100 naylon olan bir kaban, derimize hava(oksijen) girmesini engellemesin, terletmesin. Bu da ruhen ve bedenen sıkıntı yapmasın. %100 naylon kıyafet giymeyelim, öteki önemli sakıncaları da var. Yüzde çoğunluk olarak pamuklu yapıda ve gözenekli bir kumaştan hava girebilir.Azınlık kısmı naylon olabilir.